Faruk Nafiz Çamlıbel – Han Duvarı Kısaca Kitap Özeti

Kitabın Adı : Han Duvarları

Yazarı : Faruk Nafiz Çamlıbel

Kitabın Konusu ve Özeti

Han Duvarlarını Faruk Nafiz Çamlıbel,Kayseri Ulukışla’da 3 gün 4 gece yaptığı yolculukta yazmıştır. Edebiyat öğretmeni olarak Kayseri’ye geçmiştir. Bu Yolculuk sırasında anılarını, yaşadıklarını, gözlemlerini şiirsel bir anlatımla Han Duvarları isimli kitapta toplamıştır. İlk baskısı 1969’da olan Han duvarlarının toplam 125 şiiri vardır. Bu şiirler 3 bölümde toplanmıştır.

  • 1-)  Memleket şiirleri
  • 2-) Aşk şiirleri
  • 3-) Adalardan kıtalara

38 tane şiir bulunan memleket şiirleri bölümünde, 51 tane şiir de aşk şiirleri bölümünde ve Adalar’dan kıtalar bölümünde ise 36 şiir yer almaktadır. Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları adlı şiirinde memleket edebiyatı yapmak istediği yıllarda söylenmiş şiirleri de yer almıştır. Bu kitapta şairin başka dönemlerde heceyle ve ağızda söylemiş olduğu başka şiirleri de  yer alır. Bu şiirleri okuyanlarda onlar da yine bir Memleket şiirinin özelliklerini bu satırlarda bulabilmektedirler.

Şiirleri genel itibari ile Anadolu’yu anlatmaktadır. Atatürk’ü anlattığı şiirleri de vardır. Atatürk’ün öldüğü dönemlerde yazdığı şiirleri  Han Duvarları kitabında memleket şiirleri kısmında bulunmaktadır. Birçok genç kadına aşık olan Faruk Nafiz Çamlıbel her dönemde bir Genç Kadını aşk duymaktadır. Bu aşklar doğrultusunda yazdığı şiirleri de kitabının aşk şiirleri kısmında yer alır.İlk şiir kitapta ismini veren Han Duvarları şiiridir. 140 dizeden oluşur şair şiirin yolculuğunu ve yolculuğu sırasında girdiği handaki duygularını ifade etmektedir.

Gözlemler, betimlemeler çok iyi yapılır. Yolculuk esnasında çevredeki ağaçlar,  dağlar ve karşılaşılanlarla ilgili betimlemeler, benzetmeler ve gözlemler dizelerde akıcı bir şekilde yerini alır. Şair kaldığı Hanın duvarında gördüklerini şiirde anlatır. Şiirde Maraş’lı Şeyh oğlu Satılmış diye geçen Aslında Faruk Nafiz Çamlıbel’in kendisidir. Şairin kendisini 8 Mart 1937 yılında bu defteri yazmıştır. Bu dörtlükler aynı zamanda dramatik duygularda içermektedir. Kitapta yerini alan diğer bir şiir ”Saat” şiiridir. Şiir 6 dörtlük 24 dizeden oluşmaktadır.

Kitabın memleket şiirleri bölümünde yerini alır. Memleket edebiyatı yaptığı yıllarda şairin yazdığı Anadolu’nun güzelliklerini anlatır.  Batıya ve batıya hayranlık duyanlara Anadolu’nun bulunan güzelliklerini anlatmaktadır. Her dörtlüğünde ayrı bir sanat dalı anlatılır. Hepsinde de Anadolu ön planda tutulur. Sanatı bir takım yapan şeylerde aramak yerine Anadolu varlığının başlı başına bir sanat olduğu vurgusu yapılır. Faruk Nafiz Çamlıbel Çoban Çeşmesi adlı şiirinde bilinen şiirlerinden biridir. 6 dörtlük 24 dizeden oluşur köylerinde bir simge haline gelmiş çeşmeler birçok olaya özellikle efsaneleşmiş nice sevdalara tanık olduğu anlatılmaktadır.

Efsaneleşmiş Sevda kahramanları şiirde yerini alır. Aslı ile Kerem, Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun üzerinden köydeki çeşmenin tanık olduğu sevdalar anlatılır. Pek çok yolcunun, insanın bu çeşmeden su içip başında oturması çeşmeleri önemli kılan özelliğidir. Tarihe tanıklık eden bu çeşmeler adeta bütün özellikleriyle şiirde anlatılır. Atatürk hakkında pek çok şiiri bulunan Faruk Nafiz Çamlıbel, ”Edebiyat Yolunda” adlı şiir de Atatürk’ün ölümü üzerine 1938 yılında yazmıştır. Bir yaz şiiridir ve  dört dörtlük 16 dizeden oluşur. Atatürk’ün ölümünden sonra duygularını acısını benzetmeler yaparak şiire yansıtır. Atatürk’le beraber aynı yolda olduklarını ve hiçbir zaman bırakmayacaklarını bahseder. Ata’nın ölmesini hicranlı bir sefere benzeterek yüzünü anlatmaya çalışır. ”Kolsuz” şiirini  Memleket şiirleri bölümündeki diğer bir şiirdir. İki dörtlük 8 dizeden oluşur. Gazilere yazılmış bir şiirdir. Düşmanı vatan toprağından atmak için çarpışmış ve bu çarpışmalarda kolunu kaybetmiş biri Gazi’nin şaire düşündürdükleri şiirin temasını oluşturmaktadır.

Han duvarları şiirinden bir bölümü sizlerle paylaşalım;

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol… Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor…
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Teşekkürler iyi çalışmalar dileriz…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir